Dünya Kupası'nın süresince bir ay boyunca yoğun bira eşleğinde maç izledik, bahis oynadık, vuvuzela'ya küfrettik, ahtapot muhabbeti yaptık, Ömer Üründül ile dalga geçtik vs. Şahsım ve akranlarım adına 94'den beri canlı olarak izlediğim beşinci dünya kupası oldu ("Ben 90 kupasını hatırlıyorum be abi" diyen akranların kalbini kırarım). Neyse velhasıl modern dünyanın en büyük etki, eğlence, güç, para aracı futbola doyduk, bir ay boyunca ekrana kitlenmenin yanı sıra, yazılı/görsel basın Güney Afrika'dan son gelişmeleri bildirdi. Peki merak ediyorum, kupa sonası Güney Afrika'da neler olacak, biri anlatacak mı? Her gün binlerce suçun işlendiği (ki yüzlercesi tecavüz), içsavaş, fakirlik ve AIDS'in 3-5 yaşında onlarca çocuğu öldürdüğü, Batı'nın sömürge kıtasından bahsedecekler mi? Dünya tarihinin en büyük ırkçılığı Apertheid'ın fiili olarak devam ettiğini yazacaklar mı?
Final sonrası, yurtiçi/yurtdışı kaynaklı onlarca yazı okudum, bir tanesinde dahi aradığımı bulamadım. Takımların sahaya çıkışlarını bilirsiniz, futbolcu ile ülkenin küçük çocukları tünelden elele çıkarlar. Sahaya çıkan 22 futbolcunun elini tuttuğu 20 çocuk, nüfusun %10'u nu dahi kapsamayan Avrupa sömürgecisi sözde Güney Afrikalılar beyazlardan oluşuyordu. FIFA aslında ırkçılığı yok edelim, "respect" diye bağırırken, organizasyondaki ikiyüzlüğünü burada dahi basitçe gösterdi. Tamam diğer maçlarda siyahlar olsun da, final maçında sahaya beyazlarla çıksınlar! Irkçı modern dünya, siyahi çocukların finalde futbolcular ile el ele sahaya çıkmasını dahi hazmedemiyor!
Ken Loach'ın telefon numarası olsa, gerçekten arayıp diyeceğim, "Güney Afrika 2010 üzerine bir film çek, oyunu bize anlat, izleyelim." Binlerce Afrikalı siyahın, futbolseverlere hizmet etmek amacı ile sadece 1 aylığına istihdam edildiğini, şu an aç olduklarını anlat! Dünya Kupası süresince futbolseverlerin şehir merkezlerinden çıkmadıklarını, zira Güney Afrika'da sadece şehir merkezlerinde güvenliğin sağlanabildiğini anlat! Zengin turistlerin, kurşun geçirmez, zırhlı tur otobüslerinde, Afrikalı fakir siyahların "teneke mahalleri"ndeki evlerini müze gibi gezdiklerini anlat! Beyazların elektrik telleri ile çevrili malikanelerindeki barbekü partilerini anlat! Çok uluslu şirketlerin petrol, altın, elmas vs. için katlettiği insanlığı ve çevreyi anlat, hiçbir şeyden haberi olmadan klinik araştırmalarda kullanılan masumları anlat!
Bugün kendisini Afrikaner diye tanımlayan beyaz Afrikalı, yerlilere ne diyor biliyor musun? "Burası benim ülkem!"
Bu kadar konuşuyorsun da, sen ne yapıyorsun diyorum bazen kendi kendime... Benim her ay sonu hesabıma geçen maaşımda, Afrikalı çocukların gözyaşları var. Üzülüyorum, bir şeyleri değiştirmek için planlar yapıyorum, belki bir gün vicdan azabımı hafifletebilirim. Sen de düşünüyor musun insanları ve insanlık için ne yaptığını, yoksa evlendiğinde parmağına taktığın reelde değersiz pırlanta daha mı önemli, yoksa para herşeyden daha mı önemli?
2010 Dünya Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2010 Dünya Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Temmuz 2010
4 Mayıs 2010
Kupasız Yaz
Blogu açtığımdan beri ilk defa iki gün üst üste yazıyorum. Ruh sağlığım da iyice bozuldu sanırım. Dün tek oturuşta tek bir cümle değiştirmeden yazdığım yazıdaki konu bütünsüzlüğü ile bunun daha da farkına varıyorum. Belli bir yerden sonra illa ki kin kusma, nefret gütme felsefesi baskın çıkıyor. Aslında psikoloji ve sosyoloji alanında akademik bir araştırma yapacak olsam, oturur internetteki yüzlerce serbest yazarın bloglarını okurum. Manyaklık boyutunun hayalgücünü aşabildiği, inanılmaz bir deneyim...
Bu aralar NBA Play-Off serisi olmasa herhalde yaşamanın bir anlamı olmayacak. Eskisi gibi sabahın köründe kalkıp tüm maçları heyecanla takip edemesek de; akşam maçlarını, hatta sabahları sadece 3-5 dakika izlemenin keyfi bile yetiyor. Burada oynanan basketbolsa diğerleri ne geyiği yapmak istiyor bünye... Ama asıl korkum futbolda yaklaşan Dünya Kupası'nı izleyemeyecek olmam. Hayatımda ilk defa biramı açıp bir Dünya/Avrupa Futbol Şampiyonası'nı izleyemeyeceğim. Birçoğunda Çeşme'de serin serin rüzgar eserken, üzerimde mayo, "nasıl koydu be" diye bağırdığım maçları izleyemeyeceğim! Ondan sonra kızıyorum tabi, sinirleniyorum, dünya çapında muhteşem bir organizasyonu takip edemiyorsak, neden çalışıyoruz, neden yaşıyoruz arkadaş? Hadi kendi kendine "e hiç olmazsa birkaç maç izleriz, muhabbetini yaparız, ben özgürüm" diye mırıldan, Marko Paşa'ya anlatırız birlikte derdimizi.
Bu aralar NBA Play-Off serisi olmasa herhalde yaşamanın bir anlamı olmayacak. Eskisi gibi sabahın köründe kalkıp tüm maçları heyecanla takip edemesek de; akşam maçlarını, hatta sabahları sadece 3-5 dakika izlemenin keyfi bile yetiyor. Burada oynanan basketbolsa diğerleri ne geyiği yapmak istiyor bünye... Ama asıl korkum futbolda yaklaşan Dünya Kupası'nı izleyemeyecek olmam. Hayatımda ilk defa biramı açıp bir Dünya/Avrupa Futbol Şampiyonası'nı izleyemeyeceğim. Birçoğunda Çeşme'de serin serin rüzgar eserken, üzerimde mayo, "nasıl koydu be" diye bağırdığım maçları izleyemeyeceğim! Ondan sonra kızıyorum tabi, sinirleniyorum, dünya çapında muhteşem bir organizasyonu takip edemiyorsak, neden çalışıyoruz, neden yaşıyoruz arkadaş? Hadi kendi kendine "e hiç olmazsa birkaç maç izleriz, muhabbetini yaparız, ben özgürüm" diye mırıldan, Marko Paşa'ya anlatırız birlikte derdimizi.

