3 Mayıs 2010

Sinema Yazısı ile Başlayan Delirme Halleri

Aslında Mayıs ayında yazmayı planladığım birçok konu var, son Amsterdam seyahatinde dostlarla yaptığımız tespitlerden tutun da Türkiye'de turizm sektörü olmamasına kadar... Ancak, bugün İhtiyar aradı, Reha Erdem'in Kosmos'una gidelim dedi. Olmuyor dostlar olmuyor kafalar rahat değil, hafta içi hiçbir şey yapamıyorum ben. Reha Erdem ki çok geç tanıştığım ancak bana "Türk Sineması var" dedirten yönetmenlerden bir tanesi, hayattan zevk almama boyutu o kadar ileride ki gitmek istemiyorum..

Aslında sinemayı sinemada izlemek gerekse de ben yapamıyorum. Karanlık ortamın boğuculuğu, sinemaların konforsuzluğu, halen gelir seviyesine göre çok yüksek bilet fiyatları bir nebze olsun kaldırabildiğim yan etkiler. Ancak asıl neden sinemada filme odaklanamamam... Öndeki bağyanın ikide bir cep telefonuna bakması, en üst sıradaki elemanın çiş molasına giderken ekranın sağ tarafına gölgesini düşürmesi, tamamen endüstriyel kaygılar ile 10 dakika ara verip tüketim kafasına girilmesi, benim filmi izlememi etkiliyor, konsantre olamıyorum. Yahu, eğer izlediğin filmin sanatsal değerinden daha önemli bir telefon bekliyorsan zaten çık sinemadan ne bileyim! Bu nedenden olsa gerek festivalleri sırf ara olmadığından daha çok seviyorum ve bu nedenden olsa gerek sinemada en son keyif aldığım film 155 dakika gözümü kırpmadan izlediğim Un Prophete galası idi. Velhasıl bugün "ara" vermeyen Reha Erdem filmine gidemedik, kafa dolu çünkü hafta içi çalışmıyor, işten uzaklaşmadıkça çalışmıyor, ne yapacağını bilemediği bir kısır döngüde konsantre olamıyor, haftasonları dışında eğlenemiyor...

Üzüldüğüm nokta, büyük gişe filmi olmadığı için aylar sonra çıkacak olan DVD'sini bekleyeceğiz. Hayır, gişe filmi muhabbeti, ticari kaygılar, kapitalizim olaylarına girmeyeceğim gerek yok. Sadece hayatında Reha Erdem, Atıf Yılmaz, Derviş Zaim izlememiş adamların, "Recep İvedik inanılmaz bir durum tespitidir" demesine kızıyorum. Tür, tarz, çekim önemli değil, anlatılanlara bir bak be abicim, bir izle be güzel kardeşim.

***

Nereden başlasam, nasıl yazarsam yazayım bir yerden sonra memlekete bok atmadan duramıyorum, ya düşünüyorum ben de mi sorun var, hep düşünüyorum. Belki dün İhtiyar ile sohbetimizin etkisi mi bilmiyorum ama Fatih Akın Altın Ayı aldığından bizim basınımız, insanımız niye bu kadar çok seviniyor? Ben şundan eminim, Fatih Akın Almaya'da doğup büyümesiydi, bugün genç yaşında Avrupa'nın en büyük yönetmenlerinden biri olamazdı! Türev ve integral ile herkese resim çizdirmeye çalışan resim dersi ile bir yere gelemezdi. Adam şu an her filminde daha da artarak, bağırarak geliyor. Senin devlet destekli, inanılmaz bütçeli radyo-televizyonun bir bok yapamazken, İstanbul'a gelip efsanevi belgesel çekiyor. Niye kimse bunu görmüyor? Niye yazmıyor, niye konuşmuyor? Jared Diamond abimizin dediği gibi, hiçbir insan aptal değilse biz niye yapamıyoruz? Niye çok az seçim şansımız var, niye ilk önceliğimiz bir iş bulup para kazanmak? Yapamaz mıyız, çok güzel şeyler yapamaz mıyız? Neyi değiştirelim be abi söyleyin, nasıl yapalım, neyi düzeltelim? 

Sabahlara kadar para kazanmak için bilgisayar başında durduğumuz o dakikalar ve saatler daha güzel şeyler için harcanamaz mı? Hiç mi umut yok? Üniversiteden mezun olur olmaz içine düştüğüm hayat mücadelesinde kaybettiğim 2 yılı bana geri verseler ne yapabilirdim? Birşey yapabilir miydim? Şimdi herşeyi bıraksan ne yapabilirsin? Eskiden olsa "çok şey yaparım" diyen adama ne oldu, niye düşünemiyor artık, niye cevaplayamıyor bu basit soruları. Ne yaptılar ulan bize, ne yapıyorlar ulan bize?

1 yorum:

bellatrix dedi ki...

Recep İvedik inanılmaz bir durum tespiti olduğu için, Kosmos oynatan sinema salonları boş dostum; git izle. Bi tek ara var, onda da dağılmayabilirsin.

DVD'yi bekleme derim.